top of page

38 YILLIK HASRET: TRABZONSPOR

Bir tutkudur Trabzonspor!



Bir şehir düşünün ki...

Resmi olarak 2 Ağustos 1967 tarihinde kurulsa da tarihinin çok daha eskilere gittiğini ve köklü bir geçmişinin olduğunu gerek İstanbul kulüplerinin ligde kurmuş olduğu hegemonyayı şanına yakışır şekilde yıkmasıyla gerekse ülkesini ve milletini dünyaya en iyi şekilde tanıtmasıyla tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Bu sayede ona gönül veren milyonların onur ve gurur kaynağı olup göğüslerde adeta bir madalyon gibi taşınıp yüksek bir kimlik inşa etmiştir.


Bir şehir düşünün ki...

1984 yılının bahar meltemleri esen güzel ve puslu bir Ankara akşamında Hacettepe ve Ankara Tıp, ODTÜ ve Gazi İşletme bölümlerinde okuyan bir grup Trabzonlu genç ellerinde bayrakları, kalplerinde umutları, ruhlarında coşkuları ve dudaklarında en güzel şampiyonluk besteleri ve marşlarıyla Ankara tren garından Kadıköy'e doğru, aralarında yıllarca yankılanacak, unutulmaz bir yolculuk başlarlar. Ankara'ya farklı şehirlerden gelmiş ve benzer üniversitelerde okuyan Fenerbahçeli gençler de aynı maça gitmek için bir süre sonra tren garında yerlerini alırlar. Onlar da bayraklarını açar, şarkı ve sloganlarla karşılık verirler. Gece Eskişehir tren garındaki molada aralarında ufak bir gerginlik yaşansa da centilmenlik ve ortak akıl kazanmayı bilir. Grubu Kadıköy'de Boğaziçi, YTÜ, İstanbul hukuk ve iktisatta okuyan arkadaşları karşılar. Özlem dolu harika bir sohbet ve taraftar muhabbetiyle geçirilen bir günün sonunda saat 03.00'te Kadıköy Stadı önünde kuyruğa girerler. Yüreklerindeki Trabzonspor tutkusu ve gençliğin bitimsiz ateşi onlara az gelir, kuyrukta da ateşler yakıp heyecanla maç saatini beklemeye başlarlar. Tarih 1 Nisan'dır.

Şükrü Saraçoğlu stadı bugünkü konforlu yapısında değildir. Oturma yerleri betondur. Beton üzerinde geçirilen saatler kuyrukta geçirilen saatlere eklense dahi kimse yorgunluk hissetmez zira herkesin aklı fikri şampiyonluktadır. Genç yaşta efsane kadronun beş şampiyonluğunu yaşamış bu şanslı gençlerin altıncı şampiyonluk konusunda da takımlarına güvenleri tamdır. Fırtınalar estiren efsane takımdan A. Kemal, Serdar Bali, Kadir, Dozer Cemil, Necmi, Hüseyin, Ahmet, Necdet ayrılmış olsa da Şenol, Necati, Turgay, Kemal, K.Şenol, Osman Denizci, Tuncay, İskender ve Hasan gibi efsaneler o gün sahadadır. Fenerbahçe takımında ise Yaşar, Cem, Erdoğan, Onur, Müjdat, Arif, Engin, Repciç gibi bilinen yıldızlar mevcuttur. Karşılıklı yapılan tezahürat ve ritüellerden sonra nihayet maç başlar. Taraftar grupları heyecanlı ve bir o kadar da gergindir. Maçın hakemi Sadık Deda'dır. Trabzonspor'un başında Ahmet Suat Özyazıcı, Fenerbahçe'nin başında ise Stankoviç vardır. Stresli geçen maçta uzun süre gol olmaz. Maçın bitimine yakın 89. dakikada Turgay'ın faul atışı için ceza sahasına ortaladığı süzülerek gelen topa çıkmayan kaleci Yaşar ve Erdoğan'ın çaresiz bakışları arasında Onur ile birlikte yükselen Dobi Hasan topu ağlarla buluşturur. Golle birlikte kendilerinden geçen gençler, yedi sıra aşağıya kadar tanıdık tanımadık tüm sevenleriyle kucaklaşıp öpüşerek inerken kimi saatini kimi gözlüğünü kaybeder kiminin de gömleği yırtılır ama kimse o anki atmosferdeki zafer duygusundan başka hiçbir şeyi umursamaz haldedir. Trabzonspor o tarihi gün altıncı şampiyonluk kupasını kucaklayarak müzesine götürür. Akşam trenle Ankara'ya dönerken Fenerbahçeli gençler onları tebrik eder, onlar da centilmence teselli eder. Dostluk ve spor kazanır. Bir sonraki sezon için tekrar karşılaşana kadar geçen süre için birbirlerine başarı dileyip vedalaşırlar. Bu olay çok sevdiğim değerli bir büyüğümün hatıralarından kim bilir nice hikâyeler ve duygular biriktirdik. Yıllarca aramızda konuştuğumuz, gözlem yapmak adına şahane bir deneyimler biriktirdiğimiz anlar ve bir şampiyonluk sabahı mezarına gideceğimiz bu armaya gönül vermiş eş, kardeş, beş, on beş, yüz beş…


Trabzonspor'u tutan Trabzonlu gençler ve diğer takımları destekleyen farklı şehirlerden gelen gençler arasındaki temel fark, onların kendi şehir takımlarını değil de üç büyük takımdan birini destekliyor olmalarıydı. Bu noktada aklınıza "Bu şehir takımı güzellemesi nedir ki?" diye bir düşünce gelebilir. "Herkes kendi doğduğu şehrin takımını tutabilir, ne var ki bunda?" diyebilirsiniz. İşte asıl fark da tam bu noktada başlıyor. Fark aslında şehirlerde değil şehrin arkasından giderken sınırsız enerji hissettiren, onunla yatıp kaldırtan tutkuda ve kendinden bir parça olduğunu hissettiğin aidiyettedir. İnsanları birbirine bağlayan, bütünleyen de bu duygudur. İşte bu nedenle "Bir tutkudur Trabzonspor!"


Bir şehir düşünün ki;

Maç saatine göre her şeyi programlayıp sadece maç konuşup maça konsantre olan,


Her maç şehri bordo-mavi bayraklarla donatan,


Caddelerinde sadece bordo-mavi formalarla dolaşılan,


Karnavala gider gibi ritüeller ile maça akan,


Galibiyette meydanlarda horon/kolbastı oynayan,


Mağlubiyetten sonra birkaç gün kendine gelemeyen,


Her deplasman maçında seyircisi coşkuyla rakip tribünlerde yer alan, dolmaz denen olimpiyat stadını bile dolduran,


Dünyanın dört bir tarafında farklı maçlara Trabzonspor formasıyla gitme cesaretini gösteren…


Bir şehir düşünün ki;

Başka bir takımın şampiyonluğu hiçbir zaman kutlanmayan,


Dünyanın dört bir tarafında şampiyonluğunu kutlayan,


61’i diğer tüm sayılar içinde şereflendirip sembolleştiren,


Sabır konusunda toleransı olmayan!


Dünyada çok azdır böyle tutkulu şehir takımları. 1975 yılına kadar saf ve sınırların belli olduğu, herkesin üç büyük takımdan birini desteklemek zorunda bırakıldığı bir dönem yaşandı. Trabzonspor işte bütün yerleşik düzeni bozarak hikayeyi yeni baştan kaleme alan efsanenin adıdır. Bu nedenle Trabzonspor bir oyun-bozandır. Trabzonspor asidir ve devrimcidir. Barselona'yı, İnter'i, Liverpool'u yenen ilk Türk takımı olarak Anadolu'nun ve dünyanın dört bir tarafından müthiş destek alıp taraftar kitlesini genişleten, şehir takımı olmanın çok daha ötesine geçerek insanları birleştiren bir tutkudur. Bu nedenle de Türk futbolunun duayeni Özkan Sümer’in dediği gibi “Trabzonspor bir kulüpten daha fazladır. Trabzonspor dalgaların sesidir. Yaylaların sisidir. Ormanların gizidir. Kemençenin sözüdür. Bebelerin ninnisi, ninelerin türküsü, yaşlılarımızın öyküsü, gençlerimizin tutkusudur.”


1984 yılındaki bu efsane maça gelen gruptaki üniversiteli gençler yaş aralığı itibariyle liseye kadar doğdukları şehirde okumuşlardı. Orta öğrenimleri boyunca (1975-81 yılları arasında) beş kez efsane takımla şampiyonluk duygusunu yaşamanın gururunu tatmışlardı. 1984'de yaşanan altıncı şampiyonluk sonrası bu şanslı gençlerin, tutkularının sonucunu bir daha almak için orta yaşın sonlarına kadar beklemek zorunda kalacakları sene sayısı; tam 38 olacaktı. (2010-11 sezonunu da unutturmaksızın!)

Bu süreç zarfında İstanbul'da yaşayan bu gruptaki gençlerin kimi profesör, kimi sanayici kimi üst düzey beyaz yakalı ve iş insanı olur. Kurdukları ailelerde doğan çocuklar, tutunacakları yaşanmış bir şampiyonluk hikâyesi olmadığından tuttukları takım itibariyle eğitim hayatları boyunca sınıflarında yalnızlaştırıldılar ve ötekileştirildiler tıpkı diğerleri gibi. Ama tutkularını, mavi alevlerini tekrar harlayacak ateşi bekleyip duruyorlardı.

Üniversiteyi bitirerek kariyer hayatına atılmış bu tutkulu grubun gençleri arasında finans sektöründe çalışanlardan birinin ilginç hikâyesine bu noktada yer vermeden geçmek de olmaz.

Bu değerli ağabeyimiz 1996 yılında, Fenerbahçe'nin Avni Aker'de çıkacağı şampiyonluk maçından önce, gayet iyi komşuluk ilişkileri içerisinde olduğu Fenerbahçeli Kaptan Oğuz Çetin, kaleci Engin İpekoğlu ve kayınpederi Selamiçeşme'de aynı apartmanda oturmaktadır. 96 Sezonu Trabzonspor'un çok güçlü bir kadrosu olduğu her kesim tarafından bilinir. Takımın başındaki hoca Şenol Güneş’tir. Zevk veren ve sonuç alan futboluyla şampiyonluk için de en büyük favoridir. Bu yüzden arkasında ona gönül veren milyonlar vardır. Kadrosunda o dönem Şota, Ünal, Hami, Abdullah, Tolunay, Ogün, Lemi, Orhan Çıkrıkçı gibi yıldızlar bulunmaktadır. 11 maçlık bir galibiyet serisi yakalamış, 21 hafta liderlik koltuğuna oturmuştu. Fenerbahçe'nin başındaki isim Parreira’dır. Hafızası şampiyonluklarla dolu bu ağabeyim de geliyor gelmekte olan diye düşünerek kendi çapında ilham veren bir öykü yaratma peşindedir. Adı geçen apartmana dev bir Trabzonspor bayrağı asacak ve arkadaşları olan Televole ekibi ile önünde bir çekim yaparak tarihe unutulmaz bir iz bırakacaktır. Motivasyonu bu konuda üst düzeydedir. Maalesef evdeki hesap çarşıya uymaz. 5 Mayıs'taki o unutulmaz maç puslu bir havada oynanır. Trabzonspor ilk yarıda müthiş bir futbol oynar. 18. dakikada Abdullah'ın attığı enfes golle öne geçse de sonrasında Rüştü kalesinde devleşir. 55. dakikada Oğuz'un serbest vuruştan attığı şık gol sonrası 82. dakikada Aykut'un ayak içi plasesi ile attığı gol Fenerbahçe'ye maçı ve şampiyonluğu kazandırır. Maç sonrası bütün şehir ölüm sessizliğine bürünür. İnsanlar uzun süre kendine gelemez. Şehir yıllarca bu travmayı atlatamaz. İntiharlar bile söz konusu olur. Arkadaşımız da o gün hayatının en büyük travmasını yaşar. O gece hiç uyuyamaz. Sabahı zor eder ve çok erken saatlerde de işe konsantre olup bir an önce negatif psikolojiden sıyrılmak için bankasının yolunu tutar. Masasında onu sarı çiçeklerden oluşan lacivert bir sepet beklemektedir. Göndereni hala öğrenememiş kendisi de araştırmamıştır. Sepeti görünmeyen bir yere kaldırır. Ağzını bıçak açmaz gün boyunca. Yöneticisi geldiğinde onu çağırıp teselli etmeye çalışırken "istifa ediyorum" sözleri ağzından dökülür. Yöneticisi, Trabzonspor'un kariyerinden daha değerli olup olmadığını sorgulamak durumunda kalır. O da kafasının iyi olmadığını, ortamdan uzaklaşması gerektiğini, iki ay yurt dışında (Londra'da) eğitim alacağını söyleyerek kararında ısrar eder. Bu esnada eşi de altı aylık hamiledir. Yöneticisi üst yönetim ile görüşür ve çalışanının potansiyelinden bahsederek ona iki ay ücretsiz izin verilmesi konusunda onay alır. İki ay sonra geri dönen gencimiz finans sektörünün kendisine gösterdiği bu güveni boşa çıkarmaz ve yıllar sonra bir bankada Genel Müdürlük mertebesine kadar yükselir. Bu arada eşinin doğumuna da yetişir. Bugün 25 yaşında olan ve Trabzonspor tutkusunu aynen genlerine işlediği oğluyla takımını yurt içi ve dışında yalnız bırakmaz.


Bu sezon 38 yılın birikmiş özlemi, tüm zamanların en müthiş lig istatistikleri ve açık ara "En Baskın Şampiyonluk Hikâyesine” nokta koymaya doğru adım adım ilerlemektedir. Şampiyonluk yolculukları esnasında Ahmet Suat Özyazıcı'nın kattığı ruh ve tutku, Özkan Sümer'in eklediği mücadele, disiplin ve vizyon ile büyüyen bu camia hedefe giderken hep unuttuğu sabrı ise Abdullah Avcı ile öğrenmeyi başarmıştır sonunda.


Napoli’den Trabzonspor’a…

Uzun yıllar ligde şampiyon olamamış Napoli takımı ve taraftarı Maradona transferiyle 61 yıl sonra bu duyguya şahit olunca. Taraftara göre daha önce eşi benzeri olmayan bir şampiyonluk kutlaması yaşanan şehirde, gece vakti bir taraftar, şehir mezarlığının duvarlarına mezarlara hitaben şöyle yazmıştı; “NELER KAÇIRDIĞINIZI BİR BİLSENİZ!”


Ertesi gün mezarlık civarı sakinleri, gece mezarlığa yazılmış yazının hemen altında kocaman harflerle yazılmış cevabı görünce kelimenin tam anlamıyla bir şok yaşıyordu;” KAÇIRDIĞIMIZI KİM SÖYLEDİ?”


İnadıyla Şampiyon Trabzonspor…

Ancak bu şampiyonluk Türkiye’nin sosyoekonomik başkenti sayılan İstanbul’un üç takımının elde ettiği klasik şampiyonluklardan çok farklıydı. Akyazı merkezli olarak Trabzon, Türkiye, Avrupa ve dünyanın birçok yerinde öyle bir şampiyonluk yaşandı ki; yaşanan duygu ne bir sevinç, ne bir heyecan, ne bir hüzün, ne bir coşku, ne bir vuslat, ne bir patlama, ne de bir kazanma duygusuydu. Hiçbiri değildi zira bunların hepsi ve hepsinden çok daha fazlasıydı. Sahiplerince tam olarak “anlatılmaz, yaşanır” diye izah ediliyordu. Koca koca insanlar birbirlerine sarılıp çocuklar gibi hüngür hüngür ağlıyordu. Bazıları boş boş etrafa bakıyordu. Bazıları sol elinde tuttuğu cep telefonunu, bazıları koltuğunun altındaki montunu arıyordu. Şaşkınlık, hayret, inanamamak, şok, idrak zorluğu iç içeydi. Şampiyonluk tam da Ramazan Bayramı arifesine denk gelmişti. Bir kesim, bir süre duraladıktan sonra sabah yapacağı mezarlık ziyaretlerini anımsayıp, bu geceyi görmek nasip olmayan yakınlarını düşünerek tekrar ağlamaya başlıyordu. Trabzon Meydan bir tarih yazıyordu. Aradan dört gün geçmesine rağmen kutlama dünya medyasının manşetlerinden inmiyor, kutlama görüntüleri yüz milyonlarca kez şaşkınlıkla izleniyordu. Trabzonspor, tıpkı 1976 yılında olduğu gibi bütün dünyayı şaşkına çeviriyordu. New York’tan Paris’e, Berlin’den Londra’ya, Toronto’dan Utrecht’e insanlar sokaklara dökülüp horonlarla, konvoylarla kutlamalar yapıyordu. Yine bir devrim yaşanıyordu.40 yaş altı milyonlarca Trabzonsporlu artık şampiyonluğu dinlemiyor, bizzat yaşıyordu.Şampiyonluk bayrağını çok uzun zaman sonra büyüklerinden nihayet devralıyorlardı. Artık sorumluluk daha çok onlardaydı.


Velhasılıkelam bir devir bitiyor, yeni bir devir başlıyordu.


O nesil bu nesil fark etmeksizin bizim neslin uşaklarının hepsi birleşip tek yürek oldu. Arka fonda artık Trabzonspor marşı duyulmaktadır.


"Biz dar sokaklarında dinmeyen yağmurunda, Kendimizi bulduk rengine tutulduk, âşık olduk biz sana…"


Yeşilin mavi ile buluştuğu bu tutkulu şehir nefesini tutmuş o günü bekliyordur artık. O gün efsane kaptan Şenol Güneş'in adını taşıyan stadyumun yeşil sahasından mavi gökyüzüne doğru o kupa tekrar kalkacak ve yılların özlemi nihayetlenecektir.


Anlatılan iki maçta olduğu gibi, bazen yeneriz bazen de yeniliriz. Öncesiyle ve sonrasıyla futbolun sadece futbol olmadığını, tutkunun ve aidiyetin ise her şey olduğunu da biliriz. Bu yüzdendir ki yensek de yenilsek de biz her zaman Trabzonspor’uz. Şuna eminim ki Trabzonspor’un şampiyonluğu ülkemizde sadece futbolu değil psikolojik ve sosyolojik olarak dipten zirveye kadar dönüştürücü etkisi olacaktır. Birçok beşeri yönden diğer camialarla kıyaslanamayacak kadar geride olduğu sanılan Trabzonspor’un hiçbir şekilde eşit ve adil olmayan bir yarışta şampiyon olabilmesi demek toplumumuzda ezilen, kaybeden ve öğrenilmiş çaresizlik girdabında boğulan insanımızın geleceğe umutla bakmasını sağlayacak bir devrimin işaret fişeği olacaktır. Unutmayalım ki Trabzonspor şampiyonlukların üç takım arasında pay edildiği, her şeyin süt liman gittiği, hiyerarşinin zerrece sarsılmadığı durumlarda ortaya çıkıp tüm yerleşik hüküm ve kurulları yerle bir eden; başarı, mutluluk ve övüncün İstanbul dışına çıkmasına vesile olan, Anadolu insanının da çok şeyler başarabileceğini defalarca kanıtlayarak Türkiye’de ki Ali Cengiz oyununu bozan büyük bir misyonun mirasına sahip dünyanın en büyük şehir takımıdır. Bu şampiyonluk büyük taraftar potansiyeli olan şehir takımlarının şampiyonluk hayalleri kurmasının önünü açacak, Türk futbolunun lokomotifi İstanbul takımlarının içinde büyük bir rol model olacaktır. Bu şampiyonluk Dünyada futbola en çok para harcayan 5. Ülke olan, menajerler için Çin ve Arap Liginden önceki son durağa dönüşmüş, maçlarını hiçbir ülkenin yayınlamadığı Edirne’den öteye çıkamayan Türk Futboluna hak ettiği saygınlığı ve statüyü bence yeniden kazandıracaktır.


Tutku; ruhun yücelip bedenin buharlaştığı, kişinin kendini bütünlediği, tam odaklanmanın hazzını yaşadığı özel bir varoluş halidir. Zaman duygusu yok olur, akışa girer, arkasından sınırsız bir enerji ile siz de gidersiniz hiç alışık olmadığınız o yere.


Tutku neyi çok yapmayı istediğinizden ziyade nelerden vazgeçmeyi göze alabildiğinizle ilgilidir.


Bu nedenle de bir tutkudur Trabzonspor!



*Dozer Cemil, Eren Bülbül, Kazım Koyuncu, Mustafa Çelik, Nazmiye Nine, Özkan Sümer, Ahmet Suat Özyazıcı ve nicelerine saygı, sevgi ve rahmetle...




Batuhan Şentürk


773 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page