top of page

Elmastan Kardelen

Karlar, ayaklarımın altında incecik iniltileriyle ezilip yok olurken pırlanta ışıltısındaki yeni tanelerin aceleyle inişlerini görebiliyorum. Onlar öldükçe suya dönecek, ben öldükçe toprak oluyorum. Daha isteksiz hepten kederli, kar altında kalmış, donmuş; kor olmuş yüreklere düşmüş ölüm diye anılmış. Oturduğum o köşede ikrar verdim ki yaşam bilmecesini çözeceğim gece tam da bu gece...

Bir elmas ustasıyım ben, ellerimin sızısı işte bu yüzden. Bendeki sızı başkalarının gerdanında pahayla parlar. Bu sırada benim ellerim evrendeki tüm ışıkları siyahlığında boğar. Oysa ben elmasın bütün yarıklarını görebilecek maharete sahibim. Peki, gönlümdeki yaraların birkaçına ya da alnımdan bardaktan boşalırcasına akan terleri kimler görebilir? Elimdeki elmas ya! Umut doluyorum tüm bu pislik içinde. Elimdeki elmas ya! Bir gece vakti yolumu buluyorum ışığında bu şehrin dar sokaklarında.

Sonra elması böleceğim yeri işaretler, dikkatlice kese kese derinine inerim. Kusursuz bir itinayla teslimdir dikkatim ki oncağız un ufak oluvermesin. Amma elması elmasa sürterek yuvarlamaya başladım mı aynı fikrin hışmına uğrarım: İnsanı insanla ehlileştirir hayat ve insanı insanla rezilleştirir… Herkes bir diğerinin keskin köşesini yontmakla meşgul ve biri diğerini bölerken un ufak oldu mu diye dönüp bakmaya yeltenmiyor!

O sırada gördüm seni kardelen. Zemheride dirilmiş deli çaban ile titrek cisminin neresinde sakladın o cesareti. Ah kardelen, kimi bekliyorsun bu fırtınada? Kimin üstünü örteceksin bu kurak toprakta? İncecik dalların kalbe değse şifa da karda vicdan arama. Açma! Diğer çiçekler gibi ol sen de, sıradan… Bahar gelince sun, tacını kırağı ile nimetlenmiş çiçeklerini. Dallarına salıncak kuruyorum kafamın içinde, kafamın içinde, ayaklarım artık karda donmuyor; ben neden karda çıplak ayaklarımla yürüyorum ki? Suç mu imkânsıza senin gibi göz dikmek? Kar, gücendirme kardeleni. Ona süt çiçeği diyelim bundan böyle, birkaç damla ılılık değsin soluk benzine. Benim de nefes aralıklarım genişlesin, bir kardelene döneyim bunca kar yığılmışken aciz gövdeme.

Kardelen hadi söyle bana, taşa cevher demek neden icap ediyor ya da elmasa maden? Kar yağacak, ömrün yaslı demlerine yaslandıkça yorgun başa. Tezgâhımdaki kana bulanmış elmaslar bile benden fazla gün görecek. Pamuklara sarılıp cilalı sandıklarda saklanarak ya da hiç öpülmemiş boyunlarda göz çıkarırcasına taşınarak… Benden izler taşıyorlar bedenlerinde habersizce, umarsızca. Vaktim etrafa toz gibi savruldukça zerrelerime ayrılmış mı oluyorum? İnsanlar paramparçadır kardelen, sanki sen işitmiyor musun kelimelerde yığılmış parçalarını? Kendi sesimden başkasını işitmemiş gibi davransam da elmas gıcırtıları ile dolu kulaklarım. Duman olup doldu gözlerime gençlik bir masa başında gecenin bilmem kaçında… Duyularım uyuşmuş çoktan, duygularım katillerinde rehin. Kurtulmam için kaç kışın içinden geçmeliyim? Geçeceğim…

Şahitsin kardelen, sana bu cesaret fazla banaysa bu korku! Azrail’in parmağında dönüp duruyor mesleğimin sonu. Ölüm sadece kalbin durduğu yer değildi ki… Aklın, aşkın, ilmin ve dahi her şeyin durduğu yerdeki an. Yanık türküsünü okuya okuya geniş kapısından içeri kimleri sürüklemeyecek? Ben ölürüm bir irmik helvası ve hoş bir seda… Ben ölürüm ama kim dolduracak yokluğumla sınanmış, sevgiye susamış körpe benleri.

Oysa biz insanların hayalleri vardır kardelen. Karın bağrını yaran sen de bilirsin, insan daima yükselmek dahası tüm engellere rağmen yükselmek hevesindedir. Güneş gibi olmayı dileyebilirsin karanlıkları aydınlığa kavuşturmak için ama ışığın yere düşmek zorunda kalır. Ah insan! Beyaza beyaz yama vuranları hep mutlu sanır.

Bizlerin en ağır imtihanı açlık değil, ettiğimiz yeminlerdir. Kaybedecek pek bir şeyi olmayan insanlar, ipince o noktada akıl almaz kararlar vermeye başlar. Karın bağrını dondurduğu toprakta duyuyorum çatlayan tohumları. Bir gün tıpkı bu tohumlar gibi kıracağım kışın ortasında bana olan kötü bakışları.

Sonra ellerime bakıyorum. Bir hırıltılı rüzgârın saçları dolanıyor kurumuş parmaklarıma. Kışa dönmüş kalbimde yanan bir umutsun sen tüm soğukluğunla şimdiden. Sana söz, baharı bekleyeceğim uykusuz çalışmalarımdan sonra; kendime söz baharı en çok ben hak edeceğim.




Uzm. Dr. Ekrem Karakaya 6 Temmuz 2022'de görevi başında katledildi.





































Batuhan Şentürk

457 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page