top of page

Serbest Düşünüş

30.03.2022


Ruhun görme yeteneği var mıdır ? Koku tat alma, işitme... Hissetme ve proprioseptif duyu peki ? Bu yetenekler ruha atfedilebilir mi ? Hele ki her birinin altında yatan fiziksel, biyokimyasal temeller aydınlatılmışken. Bu durumda her bir yetenek için 3 durum vardır.


Birincisi evet ruh genelin kastettiği mana ile görür, işitir, tadar ve hisseder deriz. Bu duruma daha sonra detaylıca kafa yoracağım. Şimdilik ikinci duruma geçelim.


İkincisi hayır ruh göremez, işitemez, tadamaz ve hissedemez. Böyle bir durum olduğunu varsayıyorum. Ruhum bedenimi tıpkı bir elbise gibi giymiş durumdadır. Nasıl ki giydiğimiz elbiselerin özelliklerinden faydalanırız ruhta giydiği beden ile onun özelliklerini üzerinde taşır vaziyette olmuş olur. Yağmurlu havada ıslanmaktan koruyan yağmurluk elbisesi gibi görme yeteneğine sahip bir çift göz ile karanlık yağmurundan korunmuş olacaktır. Böyle düşünürken aklıma şu soruda gelebilir.


Bir kaplanın ya da bir kuşun cesedini giyen ruh ile bir beşerin(insanın) cesedini giyen ruh arasındaki fark nedir ? Her ruh eşit midir ?


Benim ruhum bir beşer cesedinde uçamaz ya da uzun müddet su altında nefes almadan duramaz. Tam da bu cümleyi yazarken aklıma beşer cesedinin kendisini balık ya da kartal cesedinden ayıran özel yetenekleriyle uçmayı da uzun süre su altında kalmayı da başarması geldi. Gerçi bu beşer cesedinin bir özelliği değil de beşere istiva eden ruhun bir özelliği, akletmesi gibi düşünülebilir. Bu noktada tekrar ruhların eşit yetenekte olup olmadığı tartışmalıdır.


Akletmeyi bir kenara bırakırsak bir kartalın görme yeteneği kartal cesedinin bir sırtlanın güçlü çenesi de sırtlan cesedinin özelliğidir. Ve bu özellikler ruhun kendine has var olan değil de kartal ya da sırtlan cesedi kuşanıp kuşanmamasına göre değişen özelliklerdir.


İnsan ruhunun bir muhabbet kuşunda ya da yılan da istiva ettiğini düşünecek olursak bizi diğer ruhlardan ayıran spesifik düşünme yeteneğimiz ile günümüzdeki medeniyeti inşa edebilir miydik ? Pek çok açıdan bu çok olanaksız ve bir o kadar da saçma olurdu.


Peki ya ruh neden bu özelliklere ihtiyaç duyar ? Aslında ruhun bu yeteneklerden hiç birine ihtiyacı yoktur. Yoksa var mıdır ? Yemek, içmek, hareket etmek, işitmek, koklamak... Bunlar gerçekten de bize gerekli midir ? Bize yani ruha.


Bu noktada doğduğum an kulağıma fısıldanan ezandan başlayarak bu satırları yazdığım ana kadar geçen zaman diliminde şüphesiz tek bir Allah'a iman edip İslam kültüründe yetişmiş olduğumu ve buradan itibaren teolojinin de ilgi alanına girecek şeyler anlatmaya başlayacağım.


Ruh beşerin yeteneklerine muhtaç değildir. Öyle ki gözü kapalıyken ruhani alemde daha önce hiç görmediği bir gezegende hayal edebilir kendini. Rüyada, bütün duyuların ölüm haline benzer bir hale geldiği anda, sesler işitip koku alabilir. En azından bunun böyle olduğunu düşünür. Herkesin unutamadığı bir rüyası vardır.


İlk önce herkesin ruhu yaratıldı. Elest bezminde ruhlar tek bir Allah'a iman ettiklerinin sözünü verdiler. Daha sonra beşer cesedi yaratıldı. Bu ceset iman eden ruhların sınavıydı. Beşer cesedinin içine giren ilk ruh Adem; sinsi bir düşman tarafından kendisine çok yabancı olan beşer cesedinin bitmek bilmez arzularına yenik düştü ve günah işledi. Daha sonra Allah bütün ruhları beşer cesetlerine hapsoldukları dünyaya sürgün etti. Görmek için göze, işitmek için kulağa, hiçbir hissedici almaca ihtiyaç duymayan ruh artık beşer cesedi denen değişik biçimli bir cezaevine hapis olunmuştu. Bu cezaevi öyle bir cezaeviydi ki onun cezası bitmeden kaçıp kurtulması imkansızdı. Bu cezaevinden kaçmanın tek yolu onu oraya hapsedenin hapsettiği gibi cesetten çekip çıkarmasıyla olacaktı. Ve hapistekiler buna ölüm diyeceklerdir.


Böyle düşününce ruh kendisinin tutsak olduğunu anlıyor. Özgürlük hakkında tekrar tekrar tanımlamalar yapma ihtiyacı duyuyor.


Heyhat! Bu ne güzel hapis ki penceresi dünyaya bakıyor. Bu manzaralar bu güzellikler, bu hoş kokular, bu lezzetler içinde yüzüyor. Bizi hapseden ne rahmetli ne şefkatli ne büyük...


Ruhun göremez, işitemez, tadamaz ve hissedemez olduğunu varsayarak şu an geldiğim noktada hem bir tutsak hem de bir sınavda olduğumu anladım.


Cesedin bir ruh olmadan hiçbir şey olan değeri bulunmayan otonom istekleri benim ruhuma sülükler gibi tutunmuş, benim ruhum üzerinden geçiniyor. Ve bana verdiği zarar öyle büyük ki onun zehri benim ruhumu kirletiyor. Sınavım bu parazit cesedime ve muhatapım olan cesetlerin kirli tuzaklarına karşı.


Razı Muhlis


Fikirleriniz için benimle iletişime geçin. razimuhlis19@gmail.com














29 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page