top of page

Kaybetmek mi? Ölmek mi?


İhtiraslarla dolu ihtişamlı ama gergin bir hayat mı yoksa dikkat çekmeyen sakin ve huzurlu bir hayat mı? Hangisini tercih ediyor hangisi için uğraşıyoruz? Gerçek isteklerimizle davranışlarımız ne kadar uyumlu? Büyük resmi düşünerek mi davranıyor yoksa karşımızdaki duruma göre mi yeni resim çiziyoruz?


Gerçi biz hayattan ne bekliyoruz? Beklentilerimiz için nasıl bir bedel ödüyoruz? Ve bence en önemlisi istediklerimizi hak ediyor muyuz?


Peki ya çevremiz… Etrafımızdaki insanlar neden çevremizdeler? Hayatımızda olmalarının asıl amacı ne? Onları neden hayatımızda tutuyoruz? O kuru gürültü neden var? Kaybetsek mesela ama böyle her şeyimizi kaybetsek kaçı hayatımızda kalmaya devam eder? Biraz uzaklaşsak onlarda nasıl bir hızla unutuluruz acaba? Ya da bizden alacaklarını aldıktan sonra yine aynı mı olurlar yoksa bizi kendilerinden uzaklaştırırlar mı? Peki onların bu davranışlarını fark edemez miyiz?


Madam Prie, çok da farklı bir şey yaşamadı aslında. Detayları farklı olsa bile benzer şeyler yaşadı. Bir zamanlar Paris prensesi olarak yaşayan, eğlencenin ve güzelliğin temsiliydi. Her şeyin en iyisiydi. Alışveriş, kıyafetler ve hatta Paris’te düzenlenen en iyi balolar kendisi tarafından düzenlenirdi. Hayata tepeden bakan insanları aşağılayıp onları hor gören huzur ve şatafatla yaşayan bir hayatı vardı. Bunun bitebileceğini hiç düşünmemişti.


Ödül görünümünde gönderildiği köy aslında cezasıydı. Hayatının en kötü dönemine adım atmış oldu o köye giderek.


Bir süre köyün tadını çıkarır. Ferahlamış hisseder. Bir haftaya Paris gecelerini özlemeye başlamıştır. Balolar, danslar, eğlenceler…


Paris’e bir mektup gönderir. Gelen cevapsa yıkıcıdır. Kral yaptığı boşa harcamalar yüzünden onu sürgün etmiştir. Madam Prie içinse bu sürgün değil, ölümdür.


Paris’te kurduğu krallık yerle bir olmuş arkasından dedikodular çıkmış ve gidişi kutlanan birine dönüşmüştür artık.


Dua etmek için köydeki papazı çağırır. Papaz yeğeniyle birlikte gelir. Saf ve utangaç yeğeni Madam Prie’nin içindeki o emretme dürtülerini canlandırır ve ona hükmetmek ister. Şu an en çok ihtiyacı olan şeydir bu. Madam Prie çocuğun eğitimini Paris’te alabilmesini sağlayacağını söyler. Papaz ve yeğenin minnettarlığı zamanla yeğenin neredeyse Madam Prie’nin köleliğine dönüşmüştür ancak bu durum çok uzun sürmez ve papazın yeğeni ona saldırır. Burada yavaş yavaş çürüdüğünü fark eder. Kralın onu affetmeyeceğini anlayınca intihar etmeye karar verir. Bunu kendine yakışır bir şekilde yapmaya karar verir. Köydeki şatoda büyük bir balo düzenler ve herkesi davet eder. Başrolde kendisinin oynadığı bir tiyatro hazırlar. Başrol oyunda bıçakla kendini öldürür. Üç gün süren baloda her seferinde 7 ekimde öleceğini söyler. Pek inanılmaz bu duruma. Tiyatro sonrası herkes onu tebrik eder. Günler sonra intihar edecek olan Madam herkese gülümsemeyle karşılık verir.


Son gece papanın yeğenini çağırır. Birlikte geçirdikleri gece sonrası pahalı mücevherlerle dolu bir kutu verir ve Paris’e gönderir onu. Manastıra gönderilen kutunun içinde papazın ona bol bol dua etmesini istediği bir zarf vardır.


Güzel kıyafetlerini giyinerek hazırlanır. Zehir dolu kutudaki her şeyi yer ve intihar eder. Bu haber Paris’e ulaştığında insanlar bu durumu pek de umursamaz. İktidar aşkı onun hem ölümü hem de çöküşüdür.


Yaptığımız her şey, aldığımız her karar hatta düşündüklerimiz bile aslında sonumuzu hazırlayan o adımdır.


Rümeysa DEMİRCAN

49 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page