top of page

İlle de köpeklerin dostu Jack London



Varoluş yolunda

Çağdaş Amerika ve dünya edebiyatına büyük ölçüde etkide bulunmuş yazarlar arasında olan istiridye korsanı, altın arayıcısı, ama ille de köpeklerin dostu Jack London 19. Yüzyılın son çeyreğinde doğdu (Ocak 1876, San Francisco). 19.Yüzyılın sonları, Amerika birleşik devletlerinin ekonomik ve genel olarak toplumsal yaşamında köklü değişikliklerin gerçekleştiği bir dönemdir. Bu yüzdendir ki yazarın çocukluğu yoksulluk içinde geçmiştir. 14 yaşında okulu bırakmış ve erken yaşta yüzleşmek zorunda kaldığı hayata atılmıştır. Doğumundan önce (1861-1865) İç savaş sonucunda köleliğin kaldırılışı sanayinin büyük bir hızla gelişmesini sağlamış, yüzyılın sonlarında Amerikan kapitalizmi emperyalist aşamaya girmiştir. Filipin ve Haiti’nin ele geçirilişi ise (1898), Kuzey Amerika emperyalizminin saldırgan niteliğini ortaya koymuştur. 19. Yüzyıl sonları Amerika’sı, Lenin’in tanımıyla,


… çamur ve lüks içinde zevk eden bir avuç milyarderle, yoksulluğun en uç kıyısında yaşayan milyonlarca emekçi arasındaki uçurumun dibindeki bir ülkedir.”

Lenin’in sözlerinden de anlaşılacağı üzeri bu ortam Jack London’u bir hayli yoğurmuş ve hırpalamıştır. Jack London, bu toplumsal ortamda, lümpen proletarya diye nitelendirilebilecek bir aile çevresinde, yoksulluk içinde yetişti.


Sosyalizm yolunda

Okuldan ayrıldıktan sonra çeşitli işlere girişti. Tayfalık yaptı (1893). İşsizler ordusunun Washington’a yürüyüşüne katıldı (1894). Boyun eğmeyişi nedeniyle serserilik suçlamalarıyla bir süre hapis yattı. 1895’te Sosyalist İşçi Partisine üye oldu. Bu kez, sosyalist eylemlerinden ötürü tutuklandı. Kaliforniya Üniversitesinde bir süre erken yaşta bıraktığı öğrencilik hayatına geri döndü (1896-1897). “Nasıl Sosyalist Oldum” adlı yazısının başlarında yaşamının bu sürecine ilişkin olarak açık sözlülükle şunları anlatıyor:


“ Benim, Töton putperestlerinin Hristiyan oluşlarına az çok benzer bir biçimde sosyalist olduğumu söylemek hiç de yanlış olmaz: Sosyalizm zorla kafama çakıldı benim. Değişme ve yenilenme çağındayken, sosyalizmi bulmaya çalışmak şurada dursun, ona karşı adeta savaş açmıştım. Çok genç ve bir o kadar toydum, henüz dünyanın kaç bucak olduğunu anlamamıştım ve ‘bireycilik’ denilen akımın adını bile duymadığım halde, bütün içtenliğimle güçlülerin zafer türküsünü damarlarımda hissederek söylüyordum.”

Bu genç “sosyalist” edebiyat denen öz suyuna 1893 yılında “San Francisco’nun Sesi” adlı gazetede yayımlanan bir hikâye ile kavuştu. Ardından bunu kuzey kutbunu konu alan hikâye ve romanları izledi. O içtikçe içesi gelen bu şeye bağımlı olmuştu.



Yazarlık yolunda

1897-98’de “altın humması” sırasında, Alaska’ya yolculuk yaptı. Bu dönemde yazılmış hikâyelerinin kahramanları, genellikle romantik ve serüvenci kişilerdir ki bu durumu “Vahşetin Çağrısı( The Call of the Wild)” ve “Beyaz Diş(White Fang) okuyanlar çözümleyebilir. Bu eserler aynı zamanda Jack London’ın Kuzey Hikâyeleri dönemi diye tanımlanabilecek yaratıcılık evresinin başyapıtları sayılabilir. Alaska hikâyelerinin yanı sıra deniz teması da onun yapıtları içinde önemli bir yer tutar. (“Dazzler’de yolculuk”1902, “Deniz Kurdu”1904, vb.)

Jack London, İngiliz-Bursk savaşı sırasında savaş muhabiri olarak gittiği İngiltere’de Londra yoksullarının yaşamlarını anlatan “Uçurum İnsanları” (1902) adlı hikâyesini yazdı. Bu deneyimden sonra birçok savaşa katılmış ve kazandığı deneyimlerden hikâyeler yazmıştır.(“Sınıflar Savaşı” ve “Yol”(1907), vb.) Başyapıtlarından olan “Demir Ökçe” ve “Martin Eden” adlı kitaplarını bu dönemde yayımladı. George Orwell ‘Demir Ökçe’ için,


“ Faşizmin yükselişine ilişkin dikkate değer bir kehanet” demiştir.

Yani aslında London hem çocuklar için hem yetişkinler için yazmıştır.



Yol ayrımında

1913 yılında yayımlanan “Alkollü Anılar” kitabında yine kendi yaşamını, insanlara ve doğaya duyduğu sevgiyi, kötülüğün çekiciliğine karşı verdiği hayatta kalma mücadelesini anlatan büyük yazar,1916 yılında, istifa dilekçesindeki suçlamasıyla “devrimci ruhunu yitiren” sosyalist partiden kendi rızasıyla ayrıldı ve aynı dönemin 22 Kasım akşamında yaşamına kendi elleriyle son verdiği söylense de birkaç yerde böbrek yetmezliğinden öldüğü söylenebiliyor.





Yazarın görüşleri:

Jack London'un beni en çok etkileyen yapıtları “Beyaz Diş” ve “Vahşetin Çağrısı”dır. Büyük yazarın anısına bu yazıyı yazmaktayken hem onları okumaktan hem de hayatını tekrar gözden geçirmekten büyük bir zevk aldım. London seviyorsanız hasret giderin derim. Daha önce okumadıysanız eğer, ona mutlaka bir şans vermenin vakti gelmiştir.


Anısına sevgiyle, saygıyla...





Batuhan Şentürk





Bu yazı için ana kaynaklarım Militan Dergisinin Jack London özel sayısı ve Jack Londan'a ait "Nasıl Sosyalist Oldum" yazısıdır.

163 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commenti


bottom of page