top of page

HANGİ YÜZYILDA SUÇLU OLMAK İSTERDİNİZ?





İlginç bir soru. Cevabı hiçbir zaman olsa da çok daha ürkütücü sonuçları olan seçenekler mevcut. Bu kitaptan sonra kafamda canlanan ilk cevapsa 19. Yüzyıl olmasını istemediğimden eminim. Daha önsöz kısmında kafamda beliren bir düşünceydi bu. Sadece bedene acı çektirmenin ceza olduğuna inanılan bir dönemde kaleme alınmış bir eser. Bulunduğu dönemin aksine cezanın bedende etkisinden ziyade mahkumun iç dünyasını ele alan BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ adlı eser bu yazımın konusu.

İdamla cezalandırılan bir mahkumun yaşadığı iç kargaşayı kaleme alan kitabın başında 3. baskısında yer alan diyalog türünde yazılmış önsöz de eklenmiş. İlk basıldığı andan itibaren eleştirilere maruz kalmış bir eser.

Bir tiyatro oyunu olduğunu düşündüren önsöz kısımda geçen şu cümleyle başlamak istiyorum. ‘Böyle bir şey vicdanı rahatsız eder.’ bu ifade kitabın adı için kullanılan bir tanım. Kitabı okumayı bırakın adını dahi telaffuz etmek istemeyen, bu durumdan rahatsız olan bir kesim var. Peki ya bunları yaşayan insanlar… Onlar ne halde? Mesela aileleri nasıl bir ruh hali içindeler?

Cam fanusun içinde yaşıyormuşçasına davranan bu insanlar tarafından kurulan bu ifadeler çok can yakıcı. İnsanlık dışı cezaların varlığı onları etkilemiyor ve canlarını yakmıyor diye bunları yaşayanları insan olarak kabul etmedikleri aşikar.

Ölüm cezası!

İlerleyen sayfalarda cinayet işlediğini öğrendiğimiz mahkumun cezası. Bu kararın verildiği salonun nasıl süslendiği ve dışarıdan gelen sesler için yapılan tanımsa düğün gibiydi ifadesi. Bir insanın ölümüne karar verilirken insanların sergilediği tavır. Kitabın genelinde var olan zaman zaman değinmeye çalıştığım tutum maalesef ki bu.

Ölüm cezasına başka bir alternatifse kürek cezası. İnsanın insan olduğundan bir haber hatta canlı olarak kabul ettiklerinden şüphe duyduğum bir ceza. Sıcak, soğuk, yaz, kış, yarı tok çalışmakla cezalandırılan mahkumlar.

Kana susamış bu kitle mahkumların bu kararlar öncesinde ve eğer idam edilmezlerse sonrasında bir hayat yaşadıklarını düşünmüyorlar. Ailelerinin olduğunu, bekleyenlerinin olduğunu kabul etmiyor, hiç suçu olmayanları damgalıyor ve onları acı bir hayat yaşamaya mahkum ediyorlar. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi gardiyanlara para vererek mahkumları izlemeye geliyorlar. Sanki hayvanat bahçesini ziyarete geliyormuş gibi. Konu dışı olarak belirtmek isterim ki hayvanat bahçesi kavramına pek olumlu bakmıyorum. Hayvanlara yardımcı olmak için kurulmuş olsa anlaşılabilir ancak insanlar onları görsün diye böyle bir esaretle yaşamalarına çok üzülüyorum. Konuya tekrar dönersek eğer aynı zihniyet, insan kabul edilmediklerini hissettiğimiz mahkumlara da benzer tavırlar sergiliyor.

Kitabın ilerleyen kısımlarında mahkumun odasındaki bazı isimlerin hangi suçlar kaynaklı idam edildiklerini okurken kanım dondu resmen. Bu tip suçlar gerçek hayatta da yer buluyor ne yazık ki. Bunları yapanların basit cezalardan daha fazlasını hak ettikleri yadsınamaz bir gerçek ama bu bir çözüm değil. İnsanlar neden bunları yapıyor? Tüm bu vahşilikleri nasıl yapabiliyor? İçlerinde barındırdıkları ne ya da kim? Bu ve bunun gibi detaylı bir araştırma yapılması gerektiğine inanıyorum. Bence bu gibi suçlar sadece vahşi cezalarla çözülemez. Cezayla çözülebilseydi insanlar hala bu tip suçlar işlemezlerdi.

Birçok ceza mevcut. Yukarıda bir miktar olsa da değinmeye çalıştığım kürek cezasının mahkumlarının taşınmasıysa ayrı bir olay. Hapishaneden kürek cezasına gideceklerin taşınması sırasında sanki özel bir resital izliyormuş edasıyla heyecanlanan hatta onların acısından keyif alan bir topluluk var. Onların normal bir psikolojiye sahip olmayacağını anlamak çok da zor değil. Sanki kendi acılarını unutmak için başkalarının acılarını izleyerek moral toplamaya çalışan acınası bir grup.

İdama taşınan mahkumlara karşı tavır kürek cezası uygulanacak mahkumlara olandan pek bir farkın yok. Yine özel bir gösteri izliyormuşçasına toplananlar ve onların içindeki o vahşiliğin gün yüzüne çıkması. Mahkumları suçsuz olarak tanımlayamam ancak onları bu denli tavırlarla izleyenlerin ne kadar masum ya da normal insan oldukları hakkında açıkçası pek bir fikrim yok. Maddesel olarak zarar vermemiş olmaları içlerinde vahşi bir yanın olmadığı anlamına gelmiyor.

Ne acı! sadece idam edileceği gün insan yerine konulmak. Ne acı ki öncesinde neredeyse varlığını reddedenlerin idam edileceğin gün senin bir insan olduğunun farkına varmaları ya da öyleymiş gibi davranmaları. İdam edilmesine saatler kalan bir mahkuma insan olduğu, değerli olduğu, muhtemel ki daha önce elde edemediği şeylerin sunulması ne anlam ifade eder ki? Daha yaşarken yapılmamış hiçbir şey son anlarda nasıl anlam bulsun kendine?

Kızının geleceğinden endişelenen bir baba. Diğer tüm babalar gibi o da çocuğu için endişeleniyor. Kızının ilerleyen hayatında neler yaşayacağını, babasına duyacağı onca duygu ve düşünce için endişelenirken aklına gelen o ihtimal. ‘Büyüyecek kadar şansı varsa…’ İnsanlar bazen suçları olmadan cezalandırılırlar, yargılanırlar. Tek suçları birinin bir şeyi olmalarıdır.

İdam cezalarının sahnelenmesine ek olarak bunların çocuklar tarafından izlenmesi ne kadar doğru? Bunu izleyerek büyüyen bir çocuk ne kadar sağlıklı olur? Bu gibi soruların düşünüldüğüne ya da önemsediğine karşı bir inancım yok.

‘Bir dakika, hatta bir saniye geçmeden her şey bitiyor. Bir an için olsa bile kendilerini giyotin sehpasına çıktığında ağır bıçağın etini ısırdığı, sinirlerini kopardığı, omurgasını parçaladığı birinin yerine koydular mı? Ama nedir ki? Yarım saniye! Acı yok olup gidiyor… dehşet verici!’ bu ifadelerden daha iyi durumu anlatan bir cümle bulamazdım.

Mahkum idam edileceği alana çıkarken ‘ Ne kadar sevilirse sevilsin bir kral bile böyle büyük bir coşkuyla karşılanamazdı.’ tanımı insanın kanını dondurur cinsten. Tıpkı kitaptaki mahkumun idam edileceği yere giderken olduğu gibi…


RÜMEYSA DEMİRCAN

68 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page