top of page

2000 Yazında Veda

Belki de senin için çoktan önemsizleştim yahut hatıralarının saklı köşelerinde hala hatırlanmaya değer bir yerdeyim. Yine de son bir kez de olsa sesimi duymanı ve de sesini duyabilmeyi istedim. Belki yalandan ağlayışlarla bezenmiş histerik çığlıklar ve yapmacık önemseyişlerin olmasını bekliyorsun bu konuşmada. Ama ben en derin hislerimin yer ettiği ve düne kadar kendimin de haberdar olmadığı bir kapalı kapıdan sesleneceğim şimdi sana. Hala tam aralayabilmiş değilim o kapıyı, belki senin sesinle geçecek bir yarım saattir tek anahtarı. Şimdilik sahibi olduğu kısıklıktan bile nehirler, şehirleri önüne katarak gelip yer ediyor düşüncelerime. Beni asıl korkutan, onca zaman uzak kaldıktan sonra şimdi benden sonsuza dek uzaklaşacağın düşüncesinin beklenmedik etkisi. Alışmış olmalıydım oysa.


Birkaç gün sonra bu düşünce sisler içinden gerçekliğe bürünüp kanlı canlı bir hal aldığında başıma gelecekleri dile getirmekten korkuyorum bu konuşmada. Zaten senin de senden sonraki dünya hakkında sözler duymak isteyeceğinden emin değilim. Tüm çıplaklığım ve olabildiğim kadar özlemimle karşındayım şimdi. Onca zaman önce gülerek ve tüm sıcaklığınla baktığın ve o bakışlarla sevgimi ele geçirmeye aracı kıldığın gözlerim önümdeki boş duvara bakmaktan aciz kaldı son bir gündür. Elim eskiden seni aradığım ve saatlerin dakikalar içinde eriyip kaybolduğu isminin üstünde bir gidip bir geldi gece boyunca. Cesaretimden çok daha fazla korku vardı cevap verdiğin anı duyana kadar.


Sesini duymak.. Kulaklarımın aylarca eziyet çektiği gürültülerin bir anda farkına varmak başımı döndürdü. Sana bunu anlatamam ama belki senin de aynı hissi hissettiğini umut edebilirim. En ulaşılmaz matlıkların rengine konmuş iskelelerde, zincirlenmiş demirlerinden kurtardın kuşların tamamını ve ışık. Gün ışığını gökkuşaklarından ayırdın tek kelimenle. Her yeri ışıklarla boğdun ve renkler arasında yüzyıllardır süren bencil ayrımı bitirdin son gücünü harcadığını bildiğim samimiyetin ve ancak ölen bir kadına ait olabilecek çarpık gülümseyişinle. Daha önce böyle sıcak bir şey duymamıştım ömrümde. Sanıyorum ölümle yakın olmanın hayata daha çok bağlayan tezatlığı yön verdi dudaklarına. Ama nasıl ki senden sonrası için konuşmayacağım, ölümden de söz etmeyeceğim şimdi sana. Zaten yakışmaz senin saçlarına, bakışlarına ve her daim şen kalmış ruhuna bu denli kasvetle dolu dört harfi dinlemek. Mutluluk yaraşır sana, gülmek, koşmak, oynamak ve dans.. Dans ettiğin günler hep başka biri olurdun, sahi dans ediyor musun hala? Hala dertlerin en büyüklerini iki topuk şaklatışın ve kıpırdamanla, yanında bulunan herkes için enfes geçen dakikalarda mı unutuyorsun. Yoksa şuan bir kanepenin sola yakın köşesinde, karanlığın ve unutuşun rengi siyaha boyanmış, kaşların çatık, alnın kırışık oturuyor musun. Asla inanmam buna. Bir fotoğraf çekebilecek olsan ve ben görebilsem yaşlarına engel olamadığım gözlerimle, yine de bir oyunu sayarım yalan meleklerinin. Gülüyor olmalısın sen ancak en içli sevinçlerin ulaşabileceği mutlak bir sevinç yumağıyla. Kucağında bir kedi var seni hayal ettiğim son portrede. Ellerinin arasında yılların izini taşıyan kuru bir lacivertle boyalı, gözyaşları yuva edinse de belli etmeyecek netlikte bir saklılığın gizlendiği pantolonun olmalı; üstündeyse en sevdiğin çiçeklerin resmedildiği bir kazak vardır belki, hava soğumaya başladı.


Bir donukluk seziyorum beni dinleyişinde. Yoksa beni özlemedin mi? Ben çok özledim seni. Bana kızışlarını özledim, çocukça bir cahilliğin eşlik ettiği yaşanmışlıklarımızın her köşe başında benimle beraber duruşunu, pes ediş ve vazgeçişleri en büyük hainler sayarak kocaman bir süngeri üstlerine boca ettiğin günleri, yanımda yürüyüşünü, yanında yürümeyi, beraber aynı sırlarımızın öznelerine gülmeyi, yok sayışlarımızı, şimdi dönüp baktığımda ne kadar gereksiz olduğunun farkına vardığım endişelerimizi, birbirimizi kaybetmeye dair üstünde az durulan korkumuzu, affedişlerini, verdiğimiz sözleri ve de ömür boyu diyişimizi doğum günlerimizin sessiz dilenen dileklerinde. Ömür boyu sürsün bu arkadaşlık.


Ne trajedi ama. Yıllar sonra bu son günde tekrar başlarsa bir arkadaşlık aradaki zamanı silebilir, ömür boyu sürdü sayılabilir mi? Kandırabilir mi gerçekliğin zihnini, belini bükebilir mi özlemin, hiç yaşanmamış gibi.


Hasretin ormanları sarışından hemen önce, korkusuzca büyüyen ve gitgide irileşen yalımların sıçrayışlarına, en temizinden saf sularla set çekmeye çalışan ve bu çabasında her saniye ölüme daha bir muktedir olan çiftçiler gibi hissediyorum şimdi. Neye yarar son bir çaba, ama nasıl el pençe durulur son bir şansın karşısında.


İşte onca şeyden sonra bu çaresizlikle sana ancak iyi misin diyebildim. Seninse tek kelimen yetti fırtınaların en haşmetlisini koparmak için zihnimde. Tek bir "Hayır"ın çevresinde henüz onca vakit varken, gidiş için çok yakını seçtiğinin açık fermanı döküldü kiraz rengi dudaklarından. Ayıp değil mi ama böyle kabullenmek ve de yer vermek dakikaların ilerleyişinde vedaya. Aksi anlamda neler neler için harcanabilecekken sözler, bu şekilde yer etmek nasıl bir yeksaniyet katar kuşların cıvıltısına. Peki ben nasiplenebilir miyim bu seslerle dolu gün batımının narin ay ışığından. Biliyorum yeni arkadaşların var eşsiz yakınlığını bağışladığın. Zaman zaman bir kurşun hızında fırlayan ama kırılgan hadsizliğimle,  kıskandığımı itiraf etmeliyim değer verdiklerini. Ama bana fazla kızma, değer verişlerin en güzeli olan seninkisini bir kez tadan aciz ben için. Bu yüzden susuz kalıyorum en yoğun ilgi sözlerinin ve gülümseyişinin altında. Ne derin bir yılgıdır ki şimdiden kendimi çukurların en derininde addediyorum senin karşında. Ya da bir kayığın içinde nehirlerin kenarında tek başıma inzivaya çekiyorum aklımın en haylaz yansımalarını. Muğlak bir durumdayım senin anlayacağın.


Şimdi söylüyorum sana gözleri balkıyan hayta geçmişim. Geçmişimde silinmez bir yerde olduğunu bil istedim. Geleceğimiz yok belki bir yağmur nağmesi çarpmazsa göklerin en derin payelerinden. Yine de bir cızlamla kalamaz mısın şimdinin koruyup kollayan aydınlık balkırlarında. Yahut koşamaz mısın, ben de yanında bulsam kendimi yeşilin en masumuyla kaplı engin çimlerin ayaklarımıza dolandığı ormanlarda. Keşke bir papatya uzatabilseydim şimdi sana ve sen alıp koklayabilseydin. Özür dileseydim sana o çiçeğin ellerinle buluştuğu mucizevi güzellikte. Sen de affetseydin beni kırgınlığın gözükse de gamzenin uzak tarafa yönelmiş köşesinde ve yanağında yer eden pembeliğin kenarında çepeçevre esir alınsaydım. Eğer hayat bu gerçekle buluşturabilseydi düşlerimi, işte o zaman müthiş bir esriklik dolardı her yanıma.


Ama şimdi senden dünyalarca uzakta, saf sözcüklerle uzanıyorum ellerine. Bu gece, son bir defa, elimde damlalarla yalvarıyorum sana, son bir kez gülümser ve kurtarır mısın beni kapıldığım bu engin yalnızlıkta. Son bir kere, ölmeden hemen önce, izin verir misin varlığına dokunmama...



Stj. Dr. Kaan Emre Yılmaz

427 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

İNSAN

...

留言


bottom of page